Herkese merhaba ! Netflix’te izlemeye başladığım sonra nedense ara verdiğim, ardından da unuttuğum Unsolved Mysteries doküman serisiyle karşılaştım. Hazır ilk sezonu bitirmiş, ikinci sezondan da bir kaç bölüm izlediğimi fark edince bitirmeye karar verdim. Birinci kısımda altı bölüm barındıran seri, ikinci kısımda da altı bölüm barındırıyor. Toplamda 12 bölümlük mini bir doküman serisi. Dizi diyemiyorum çünkü içeriğinde; açıklanamamış olaylar veya çözümlenememiş cinayetler mevcut. Özellikle ilk sezon ikinci sezona göre oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim. Unsolved Mysteries için söylenecek en kötü özellik ise; olayların bir sonucu olmaması. Eee kardeşim zaten isminde çözülememiş ibaresi mevcut bunu bilerek izliyorsun, bu beklentin saçma değil mi ? diyebilirsiniz. Sonuna kadar haklısınız da fakat saatinizi harcayıp olayları izledikten sonra bir sonuç çıkmaması açıkçası sinirimi bozuyor.

İki kısım sizi tatmin etsin veya etmesin çıkarımlar yapabilirsiniz. Fakat beni özellikle Unsolved Mysteries‘in ikinci kısımında yer alan Kaçak İdam Mahkumu hikayesine sinir olmamak mümkün değil. Lester Eubanks adında ki cani; çamaşırları yıkamak için yıkama dükkanına giden iki kızdan tekini öldürmekten hüküm giyiyor. İlk başta silahla ateş ediyor ardından taşla kafasını eziyor. Ardından bu manyak yakalanıyor. Alabileceği en büyük cezayı alıyor ve idam cezasına çarptırıyor. Küçük kızı geri getirmeyecek olsa bile, idam cezasına hüküm verilmesi aileyi bir nebze rahatlatıyor derken; bulunduğu eyalette idam cezası kaldırılıyor. Mahkumumuz ömür boyu hüküm giyiyor. Hadi bu da bir şey derken; iyi halden noel alışverişi için kendisine ve bir kaç mahkuma izin veriliyor. Normal şartlarda idam mahkumu birine noel alışverişi izni vermek nasıl bir kafadır, bir türlü anlayamadım. İşleyişte şöyle; seçilmiş mahkumları bir alışveriş merkezine götürüyorsunuz ve onlara diyorsunuz ki; saat 14:00’de danışmaya gelin. Gerçi ben bunları yazarken geçen hafta pandemi sebebiyle salınan ve geri dönmesi gereken 80 bin mahkum haberi aklıma geliyor…

Her neyse mahkumumuz tabi ki kaçıyor. Aradan yıllar geçiyor mahkum bir türlü bulunamıyor. Ardından çözülememiş davalar içine koyuyorlar ve yıllar sonra tekrar dosyanın üstünden geçerken; mahkumun arama kaydını sistemde aratıyorlar bir de ne görsünler; mahkumun arama ilanı polis tabanından silinmiş.

11 Mart 2011 tarihinde Japonya’da meydana gelen Fukuşima depremi ve ardından oluşan dev tsunamiyi hatırlıyor musunuz ? Dünya çapında haberlere konuk olmuştu hatta şehirde bulunan nükleer santralde hasar almıştı. Unsolved Mysteries‘te bu deprem ve tsunami hakkında da bir bölüm mevcut. Yaraları sarmaya çalışmaya başlayan halk, hayaletlere tanık oluyor. Hayaletlere ister inanın ister inanmayın fakat bu bölümden sonra biraz google da araştırma yaptım ve bir çok kişinin anlattığı hikaye var. Bölümde de ana karakterimiz bir kız, ruhların ona musallat olduğu ele alınıyor fakat ben daha çok taksicileri merak ettim ve internette de gerçekten birden bire kaybolan yolcular olduğuna dair makale ve söyleşiler var. Düşünsenize giden arabada bir kişi daha var, varacağınız yere vardığınızda arkanızı bir dönüyorsunuz ve o kişi kaybolmuş.

Genel olarak Unsolved Mysteries‘e bakacak olursak; bazı bölümler çok çiğ. Bazı bölümlerde ise siz kendi kafanıza göre neyin ne olduğu hakkında komplo teorisi yapabiliyorsunuz. Eğer sizlere belli başlı materyal verildikten sonra komplo teorisi üretmeyi seviyorsanız izlemek için bir şans verin derim.

Herkese merhaba ! İlk çıktığında almadığım sonrasında ise almak istememe rağmen baskısını bulamadığım; Tomie mangasının yeni baskıları yapılır yapılmaz, sipariş geçtim. Junji Ito’nun okuduğum ikinci mangası olan Tomie için bazı kelimeler hazırladım. Yurtdışında çok güzel complete edition’u olup yükseldiğim bu seri benim için bir hayal kırıklığı yarattı. Ülkemizde iki cilt olarak gayet güzel bir şekilde yayınlayan Gerekli Şeyler’e teşekkür etmek istiyorum. Yurtdışında normal baskılarla, Tomie üç ciltten oluşuyordu. Genelde karakterin başına gelen olaylar; kitapların sonunda yada ortasında açıklanır. Burada ise Tomie’nin nasıl dönüştüğünü görüyoruz. Tomie’nin direk öldüğünü, vücudunun parçalara ayrıldığını okuyoruz. Ardından Tomie sanki hiç ölmemiş gibi hayatına devam ediyor fakat tek bir farkla. Erkekler Tomie’nin güzelliğine hayran kalıyorlar ve belli bir süre sonra onu öldürüyorlar. Bu döngü her seferinde devam ediyor. Bu güzelliğe hayran kalıp, aşık olan erkekler belirli bir süre Tomie’nin etkisi altına giriyor.

Tomie istediği erkeği elde edip, istediklerini yaptırıyor fakat sonunda hep ölüyor. Gerçi tekrardan canlandığı için öldü demek pek mantıklı değil. Egosunun tavan olduğunu ve lüksü sevdiğini de söyleyebiliriz.

Tomie tommie

Manga kısa kısa bölümlerden oluşuyor ve bölümlerin bazıları birbirleriyle bağlantılı. Ardından bu bölümler bitiyor ve Tomie’nin farklı bir hikayesine konuk oluyoruz. Benim beğenmediğim nokta esasında şu oldu; hikaye hep aynıydı. Yani size farklı bir şey sunmuyor. Erkekler Tomie’e aşık olur, etkisi altına girerler sonra birbirlerini ve Tomie’yi öldürürler. Arada Tomie’nin sinir olduğu veya rakip olarak değerlendirdiği kızlar erkekler tarafından canice öldürülür filan. Kendini tekrar eden bu durumda belirli bir süre sonra beni sıktı. Yarıda bırakmayı bile düşünmüştüm fakat illa bir yere bağlanır diye devam ettim.

Maalesef bir yere de bağlanmadı. Bağlanır gibi oldu ve yine aynı tas aynı hamam. Şuana dek yazarın ikinci eserini okudum ve bir türlü ısınamadım. İllaki Tomie veya yazarın diğer yayınlarını beğenmiş olabilirsiniz fakat kendini tekrar eden bir eser okumak istemiyorsanız ve sonucu olmayan hikayeleri sevmiyorsanız; uzak durmanızı şiddetle tavsiye ederim.