Hi guys ! Sizlerle biraz Ölüm sessiz geldi adlı polisiye romanından bahsetmek istiyorum. İlk başta kendimi kutlayacağım çünkü bu kitap bende sanırım bir 4 senedir var fakat bir türlü okuma fırsatı bulamadım. Böyle yazınca bir kendime oha diyorum ama hemen günah çıkarayım. Bu kitabı baya bir aramıştım şuan baskısı bulunuyor olabilir fakat ben bir türlü bulamamıştım. En sonunda Kadıköy’de gidip gezerek bulmuştum. Ondan sonra taşınma muhabbeti, kitaplarımın alt katta ki depoda kapalı olması ardından tekrar bir taşınma filan derken kitaba fiziki olarak bir türlü ulaşamadım. Geçen hafta okuyacak başka kitabım kalmayınca şöyle bir kitaplıklarıma bakayım dedim ve Agatha Christie‘nin Ölüm sessiz geldi kitabı gözüme çarptı. Dedim evreka !! Zamanında ablam Agatha Christie’nin kitaplarını okuyordu fakat benim elim hiç kendisine gitmemişti. Sonra aradan yıllar geçti büyüdük ettik; tarih ve çizgi roman okumaya alternatif bir şeyler bulayım diye farklı tarzlara şans vermeye karar verdim. Daha önceleri Arsen Lüpen ve Sherlock Holmes okumuş ve hoşuma gittiği için bir de Agatha Christie’e şans vermeye karar vermiştim. Neyse kitabımız Ölüm sessiz geldi kitabı yazarın ilk kitabı ve ünlü dedektifi Hercule Poirot’un ilk bizlerle buluştuğu eser olma önemine sahip. Kitabı yazarımız 1920 yılında yazmış ve dilimize Altın Kitapları tarafından çevrilmiş. Başka yayınevi yayınladıysa bilemiyorum hiç değilse elimde ki kitap; Altın Kitaplara ait.

Hikayemizin ana kahramanı Arthur Hastings gibi başlıyoruz. Kendisi asker ve cepheden İngiltere’ye yeni gönderilmiş biri, hikayeyi bir bakıma o anlatıyormuş gibi ilerliyor. Tanıdığı John Cavendish tarafından Styles Köşküne davet ediliyor. Köşkümüzün içerisinde ki karakterlerimiz biraz karışık. Köşkün sahibi Emily Inglethorp hanımefendimiz yaşlı biri ve John Cavendish’in üvey annesi. Alfred Inglethorp; Emily’nin ikinci eşi ve ev halkı onu pek sevmiyor. Lawrence Cavendish ise John’un kardeşi ve bir kaç karakter daha var. Hasting konuk olduğu evde bayan Emily Inglethorp sabaha karşı ölüyor. Hikayemize dahil olan doktorlar ve şans eseri aynı şehirde bulunan ünlü Belçika’lı dedektif Hercule Poirot ile Hasting karşılaşıyor. Hasting ve Hercule Poirot’un da samimiyetleri mevcut. Hasting Poirot’tan bu ölüm hakkında yardım istiyor. Çünkü doktorlar evinin hanımının zehirlenmiş olabileceğini düşünüyor.

Poirot’un hikayeye dahil olmasıyla dedektifimiz sorgulamalara ve hafiyelik meziyetlerini yürütmeye başlıyor. İlk defa Agatha Christie kitabını okuyan benim için oldukça sürükleyici geçtiğini dile getirmek istiyorum. Kitap gerçekten sizi alıp götürüyor. Belki daha sağlam polisiye kitapları mevcuttur fakat Sherlock Holmes’ten daha iyi olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Hikayede beni içine çeken en büyük özellik; Sherlock gibi olaylar olup birden bire hikayenin sonunda bu böyle oldu diye bitmemesi. Tabi Ölüm sessiz geldi de benzer durum var fakat sizi birden farklı olayların içine sokuyor. Ve kafanızda olayı yorumlamaya başlıyorsunuz. Sonunda katili buldum diyemem fakat hikaye içerisinde bir noktada; acaba bu böyle mi diye düşünmüştüm. Tam olmasa da haklılık payımın ufakta olması beni mutlu etti.

Benim gibi yeni yeni polisiye okumaya başladıysanız; Ölüm sessiz geldiyi kesinlikle tavsiye ediyorum. Yazarın yazdığı ikinci kitabı Gizli Düşman’ı sipariş verdim bakalım bu kitabı nasıl çıkacak. Yalnız Gizli Düşman kitabında ki baş karakterimiz Poirot değilmiş. Elimde okumam gereken bir kaç kitap daha mevcut fakat sipariş geldikten sonra en kısa sürede ikinci Christie romanına başlayacağıma şüphe yok.

You May Also Like