Herkese merhaba ! Pandemi sebebiyle zorunlu kapanma yaşadığımız şu günlerde ( ben bu yazıyı yazarken ortalarındaydık ) kendimi tekrardan kitaplara vermiş bulunuyorum. Bu kapanma da okuduğum kitaplardan biri de Washington Irving’in Türkçe ismi Uykulu Kuytu Söylencesi adında ki kitabı oldu. Şimdi bu kitap hakkında bir şeyler karalamadan önce neden bu kitabı okuduğuma dair bir şeyler karalamak istiyorum. Belki hatırlayanız veya yaşı yeteniniz vardır; 1999 yılında Tim Burton’un Hayalet Süvari adında bir filmi yayınlanmıştı. Filmde; Johnny Depp, Christopher Walken ve Christina Ricci gibi isimler vardı. Bu film nedense ara ara aklıma gelir, heralde bilinçaltıma yer etmiş filmlerden biridir. Geçtiğimiz günlerde tekrardan aklıma geldi ve Netflix’te filmin olup olmadığını kontrol ettim. Şansıma film Netflix’te mevcuttu ve hemen izlemeye koyuldum. İtiraf etmek gerekirse 1999 yılında, ilk izlediğim etkiyi yaratmasa da yine de nostaljik bir tat bıraktığını söyleyebilirim. Ardından filmin esinlendiği kitabı araştırdım ve İthaki yayınlarının; Uykulu Kuytu Söylencesi adında basıldığını öğrendim. Eee tabi bundan sonra yapılacak şey çok basitti; hemen siparişi geçtim ve 120 sayfalık kitabım elime ulaştı. Yazarı Washington Irving’in Amerikan gotik edebiyatının ilk temsilcilerinden biri. Kitaba başlamadan önce bir yanım filmden dolayı beklentim yüksek olsa da bir yanım;1783 yılında doğmuş, hayata gözlerini 1859 yılında kapamış birini düşününce pekte bir beklentim yoktu. Ne alaka diyebilirsiniz ki haklısınız ama bilemiyorum, sadece böyle hissediyordum.

Kitap 120 sayfadan oluşan içerisinde bir kaç tane kısa hikayenin barındığı bir kitap. Bu 120 sayfanın hepsi de Uykulu Kuytu Söylencesi’ne ait değil. Doğruyu söylemek gerekirse burada kitabın ismi yanlış çevrilmiş gibime geliyor ama yabancı kaynakta ki isimlerini kontrol etmediğim için net bir şe söyleyemiyorum. İthaki yayınlarının; karanlık kitaplık serisinin dördüncü eseri olarak basılmış. Şuana dek bu seriden bir kaç kitap daha okumuştum, bazıları tatmin etse de bazıları bana göre değildi. Bu sebepten karanlık kitaplık serisini toplamaktan vazgeçmiştim. İnsanlar filmlerle kitapları kıyaslarlar. Bazıları kitapları seçer bazıları ise filmleri. Kitaptan uyarlanan çok başarılı filmler varken bir o kadar da kötü filmlerde mevcuttur. Uykulu Kuytu Söylencesine gelecek olursak; böyle bir öyküden böyle bir film çıkarılması bana kalırsa bir baş yapıt. Çünkü kitap size pek bir şey vermiyor. Hatta genelini bir kenara bırakacak olursak; Uykulu Kuytu hikayesini bitirince bir şok oldum. Nasıl ya bu kadar mıydı ? diye söylendim. Benim için hayal kırıklığı oldu. Diğer öyküleri de bana kalırsa oldukça basitti. Aralarından bir hikaye ortalama derecedeydi. Kitabı bitirdikten sonra bende mi sorun var diye internet yorumlarına da baktım. Goodreads’te bu kitap 3.94 oy almış ve bana kalırsa oldukça yüksek bir oy. Popüler sorulardan biri; bu kitap 8-10 yaş için uygun mu ? Buna verilen cevap ise o yaş mükemmel şeklinde. Belki de ben bu kitabı daha büyük yaşlar için düşündüğümden bana çok basit geldi.

Eğer sizde Uykulu Kuytu Söylencesini okursanız veya okumuşsanız lütfen fikirlerinizi belirtin. Çünkü sorun bende mi hala anlamış değilim. Okumamış ve bu yazıyı okuduktan sonra karar verecek biriyseniz de; bence almayın 🙂

Herkese merhaba ! Bugün sizlerle uzun zamandır alıp almama konusunda kararsız kaldığım ve sonunda alıp okumaya karar verdiğim; Hitler Canavarın Arkasındaki Adam adlı kitaptan bahsetmek istiyorum. Yorumlamadan önce neden bu kitabı alıp almama konusunda kararsız kaldığımı dile getirmek istiyorum. Öncelikle bu kitap normal alıştığımız kitap boyutlarında değil. Daha çok büyük ve D&R’da filan fotoğraflarla bezeli kitaplara benziyor. Aslında aynı klasmanda olduğunu da söyleyebilirim. İçerisinde birçok fotoğraf bulunduruyor. Ayrıca kitaplarda kuşe kağıt olayını maalesef sevemiyorum. Kuşe kağıdı okurken bir türlü odaklanamıyorum ve kitap okuyormuşum gibi hissedemiyorum. Yine de 2021 yılında aldığım kararlar doğrultusunda bu türde kitaplarda okumayı amaç edindim. Eee böyle bir amaç edinince de; sevdiğim 2. Dünya Savaşı ve onun aktörleri hakkında kitapları da toplayama başladım. Hitler Canavarın Arkasındaki Adam’da bunlardan biriydi.

Kitap sevdiğim bir yayın evi olan; Kronik kitaptan basıldı ve çevirmenliğini Barbaros Uzunköprü gerçekleştirmiş. Çevirmenin yine Kronik kitaptan çıkan; Kan Kırmızı Karlar ve Savaşta Liderlik kitaplarını da okumuştum. Özellikle Kan Kırmızı Karlar hakkında bloğumda bir şeyler yazdım mı hatırlayamıyorum fakat alıp okunmanızı tavsiye ederim. Bir Alman askerin Rusya’da cephede yaşadıklarını çok güzel anlatan bir eserdi. Aynı çevirmenin; SS Teşkilatı, Napoleon ve Rommel kitapları da alınacaklar listemde. Son ikisi de biraz dergi formatında olduğunu söyleyebilirim. Her neyse biz gelelim kitabımız olan Hitler Canavarın Arkasındaki Adama. Kitabımızın yazarı Michael Kerrigan. Bildiğim kadarıyla yazarın ülkemizde yayınlanan diğer kitapları; Mecbur Değilsiniz ve Amerikan Başkanlarının Karanlık Tarihi adında iki eseri daha mevcut. İkinci kitabının adı bu yazdığımdan daha uzun biraz kısaltmaya gittim. Hitler Canavarın Arkasındaki Adam kitabından önce Amerikan Başkanlarının Karanlık Tarihi kitabı bir kaç kez radarıma girmiş fakat bir türlü öncelik sıramda yer edinememişti. Maalesef Hitler hakkında yazdığı kitaptan sonra bu kitabı da almaktan tamamen vazgeçtim. Nedenleri ve kitabımızdan biraz bahsetmek gerekirse, hadi başlayalım 🙂

Şimdi kitap baskı kalitesi olarak gerçekten güzel. Şömizinden tutun, kapak tasarımı baskı kalitesi filan hiç bir şey diyemem. Eleştirmek için art niyetli olmak gerekiyor ki Kronik kitap yine güzel bir iş çıkarmış. Sorun ise bana kalırsa içeriğinde. Hitler hakkında kitaplar okurken genellikle çocukluk döneminden başlanır. Bu ne kadar doğru bir adım olsa da; o dönem hakkında birden fazla ( çok ibaresini kullanmak istemedim ) kitap okuyan biri için sıkıcı olabiliyor. Bu kitapta da Hitlerin çocukluğu, babası hakkında ilişkisiyle başlıyoruz. Buralar benim için biraz sıkıcı geçse de, yazarı Hitler’in çocukluğundan başladığı için suçlayamam. Fakat ilerleyen bölümlerde; bana kalırsa hiç bir anlam ifade etmeye farklı kişilere ve olaylara girişiyor. Yani kitap dolu olsun diye eklenen kısımlar var. Çocukluk arkadaşından bahsediyor fakat bir yere bağlanmıyor filan. Sonradan iş biraz daha değişmeye başlıyor. Mikro penis, eşcinsellik gibi boyutlara adım atıyoruz. Amacım burada Hitlerin cinsel eğilimini vb. irdelemek değil ama kitap bu konuda oldukça kaçak dövüşüyor. Yazar Michael Kerrigan’ın kaçak dövüşmesi de hiç hoşuma gitmedi ve diğer kitaplarını da bu sebepten okumayacağım. Konuyu bir şekilde cinsel eğilimlere, hormonlara, performansa filan getiriyor sonra; ” ama bunu kanıtlayacak deliller yok onun için bunu kesin doğru kabul edemeyiz ” gibi benzeri cümlelerle bağlıyor. Bunu kitap genelinde bir kere filan yapsa, tamam dersiniz ve geçersiniz. Maalesef yazarımız bunu birden fazla yerde gerçekleştiriyor ve kabak tadı veriyor.

Kitabın genelinde de, derinlemesine bilgiler bulamıyorsunuz. Sabun köpüğünde yazılmış bir eser karşımıza çıkıyor. Kitap bittiği zaman biraz üzüldüğümü söyleyebilirim. Verdiğim paraya filan değil; Kronik Kitabın bu güzel baskısına değecek daha bir sürü eser varken, böyle saçma ( bana göre ) bir eserde bu imkanların kullanılması beni üzdü.

Hitler Canavarın Ardındaki Adam kitabını alacaksanız şunu bilmeniz gerekiyor;

Kitap Hitlerin kişiliğinin temellerine filan inmiyor.

Adında ki iddayı maalesef kanıtlayamıyor.

Görsel anlamda güzel bir kitap.

Baskı kalitesi vb. konularda da oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Hitler hakkında derinlemesine bir kitap okumak istiyorsanız, uzak durmanız gereken bir içeriğe sahip.

Konunun bir şekilde; eşcinsellik ve mikro penise filan bağlanmasını göze alıyorsanız okuyabilirsiniz.

Maalesef fiyatını hak etmeyen bir eser.

Son olarak; çok fazla mikro penis ve eşcinsellik hakkında kelimeler kullandığımı biliyorum fakat gerçekten kitap boyunca bu muhabbete sinirlendim. Yazarın okuyucu salak yerine koyup bunlardan bahsedip sonra; ” ya bunu kanıtlayacak delil yok bu sebepten kesin kanı kullanamıyoruz ” gibi salağa yatmasını hala hazmedebilmiş değilim. Bu kitabın tek artısı; kitaplıkta baskı şekli ve kalitesi sayesinde güzel gözükmesi, başka hiç bir şey değil.