Öğrencilik kariyerimi göz önüne aldığım zaman; hiç öyle yüksek lisansmış, akademik kariyermiş gibi hayallerim yoktu. Lisans bitti, yurtdışına gidip geldim sonra bir gazla; yüksek lisans yapmalıyıııım moduna girdim. Girdimde abi, o yol yol değilmiş. İlk başta bölüme karar verme ardından hangi okul hangi belgeyi istiyor telaşına düşüyorsun. ALES‘in filan varsa zaten kafan rahat, gerçi şimdi onu da değiştirdiler sanırım. Yaa zaten bir yere girerim mantığıyla ilerlerken; her okulun başvuru, mülakat tarihlerinin farklı olduğunu öğreniyorsunuz. Hele benim gibi şehirden şehire taşınan biriyseniz, bu periyotta büyük sıkıntı çekebilirsiniz. Neyseki kazasız belasız atlattım ben bu aşamayı. Okula kayıt aşamaları filan bittikten sonra, ilk ders anı biraz tuhaf oluyor. Bu mezun olduktan sonra ilk ders olmasından dolayı filan değil, lisansta benim gibi ilk öğretimseniz ki genelimiz öyleyiz; sabahları derslere girmeye alışmışızdır. Yüksekte ise durum öyle değil; 18:00’de mesai biter 19:00’da yüksek başlar.

Gerçekten bu zorluyor. Şahsen haftanın 5 günü 5 akşamda doluyum, bu da sporumu sosyal hayatımı etkiliyor. Haa değer mi ? İnşallah değer. Neyse efendim bunları da geçiyorum derslere bir şekilde giriyorsunuz, girmiyorsunuz ve vakit sınav dönemine geliyor. İşte buradası zurnanın ilk zort dediği yer. 5 gün üst üste sabahları işe gidip, ders çalışmak beni en zorlayan şey oldu. İlk kendimi sorgulamaya burada başladım. Lan oğlum sen manyak mısın ? neden böyle bir şey yaptın diye. Sonra ki aşama ise; eee bunun birde tez aşaması var onda ne bok yiyeceksin kısmı oldu. Hani tez kim sen kimsin diye kendime atarlanıp durdum. Neyse efendim şimdilik vize şokunu atlatmakla uğraşıyorum, tez zamanı geldiğinde bol bol vaktim olacak sövmek için.

Gelelim bu başlığın kısa ve öz sebebine. Şimdi arkadaşlar ben bu konuda yolun başındayım, daha deneyimli kişiler illa vardır fakat size şunu söyleyebilirim. Yüksek o kadar kolay bir şey değil, çünkü çalışıyorsunuz. Değer mi ? Değer. Çünkü burada tanıyacağınız kişiler sektörden kişiler, iyi kötü yeni insanlar tanıyorsunuz ve networkunuz gelişiyor. Masterın en büyük artılarından biri bana kalırsa bu. Bir diğeri, iş maratonundan sıkılmışsanız yeni bir soluk getiriyor sizlere. Tekrar öğrenci olmak, o sıralarda oturmak güzel hissediyor. Kendinizi geliştirdiğiniz için de bir tatmin duygusu oluşmuyor değil.

Eee kurumsal bir şirkette çalışıyorsanız, terfi durumunda önceliği de size veriyor. Bu belki saçma gelebilir ama uygulamada gerçekten böyle. Hiç değilse benim çalıştığım şirkette bu böyle. Sınıftan bir kaç arkadaşta yönetici yada direktör seviyesine gelebilmek için master yaptıklarını kendileri itiraf ediyor.

Belki bizim klasik işletmelerde mastera gerekli önem verilmez ama uluslararası firmalarda ufakta olsa bir artınız oluyor. Onun için ne kadar erken yaparsanız o kadar iyi.

Okuyun, kendinizi geliştirin, kendinize yatırım yapın ve son olarak sevgiyle kalın.

You May Also Like