Hi guys ! İngilizce ismi The Kissing Booth olan fakat dilimize Delidolu adında çevrilen Netflix yapımından bahsetmek istiyorum. Bunu çeviren arkadaşlar bana bir izah edebilir mi ? The Kissing Booth demek öpüşme kabini demektir. Eee bizim yılların öpüşme kabinimiz nasıl Delidolu adını alabiliyor ? Filmin konusu, içerisinde geçen cümleler filan tamamıyla The Kissing Booth‘a atıfta bulunuyor. Böyle saçma sapan çevirileri görünce istemsizce Abdullah Gül’e bağlıyorum ve aşağıda ki tepkiyi veriyorum.

the kissing booth The Kissing Booth insan gercekten hayret ediyor

 

Hayret etmeyi bir kenara bırakıp filme gelecek olursam; bu film tam çerezlik kategorisine giriyor. Öyle fazla germeyecek, yormayacak, aksiyonu da bol olmayacak bir film izlemek istedim. Zaten uykum gelsin diye izlediğim Delidolu yada The Kissing Booth‘ta tam bu işi gördü. Zaten filmim IMDb notuna bakacak olursanız; 6.2 olduğunu görürsünüz. Mayıs 2018’te yayınlanan film, tam bir lise filmi. Aslına bakarsanız bu film bir kitaptan uyarlama. 2014 yılında Delidolu adıyla Pena yayınlarından çıkmıştı. Belki de, o sebepten Netflix Türkiye’de Delidolu adı kullanıldı. Kitabın yazarı ise Beth Reekles adında genç bir kız, şu bu yazar 23 yaşında fakat ilk yayınlandığında 17 yaşındaydı. Hatta wattpad’den ünlendiğini de belirteyim. Şimdi ise milyonların okuduğu, fimlerinin çekildiği bir genç kızımız. Öyle ki, youtube’da Tedx konuşmalarına bile rastlayabilirsiniz. Delidolu için The Guardian güzel tavsiyelerde bulunsa da, film de öyle derin bir içerik yok. En başta dediğim gibi, ben de bunu aramıyordum.

Hikayesine gelecek olursak; Elle Evans ve Lee Flynn aynı gün, aynı saatte, aynı hastanede dünyaya gelmiş iki aile dostunun çocukları. Bütün çocukları ve gençlikleri boyunca beraber büyüyorlar ve çok iyi dostlar. İkilinin en sevdiği etkinlik, dans etmek diyebiliriz. Ve filmimizde önemli bir yeri olan, kendi arkadaşlık kuralları var. İşte, dondurma alınca arkadaşını affetmeden tuttun da birbirlerinin akrabalarından biriyle sevgili olmayacaklar falan tarzında. Bu şeyi yazdıktan sonra köfteyi çakmışsınızdır. Her gençlik filminde olduğu gibi, bir adet çok yakışıklı ve ilgi odağı erkeğimiz mevcut. Tahmin edin bakayım bu erkekte kim olabilir ? Tabi ki de Lee’nin abisi Noah.

Filme gerçekte ismini veren, The Kissing Booth olayı da şöyle gerçekleşiyor; bir bağış gecesi düzenlenecek, her kulüpte bir fikirle geliyorlar. Klasik sirk, panayır etkinlikleri gibi şeyler. Bizim Elle ve Lee’de Öpüşme kabinini sunuyorlar ve bunun için bir çalışmaya başlıyorlar. Bağış gecesinde Elle ve Noah öpüşüyor, ardından bir sürü ergenlikle karşılaşıyoruz. İşte sevgili olalım ama kimse bilmesin, Lee’e nasıl söyleyeceğiz ? Yok efendim, Lee’nin öğrenmesi ve Elle ile arkadaşlığının bozulması. Hızını alamayan Elle ile Noah’ında kopması falan filan. İki dakika da sizi spoilere boğdum, umarım küfür etmemişsinizdir.

Neyse efendim The Kissing Booth‘u, kafanızı dağıtmak için izleyecekseniz izleyin. Yok ben izlediğim filmden etkilenmek istiyorum filan diyorsanız hiç bulaşmayın. Oyuncu kadrosunda bulunan Jacob Elordi yani Noah’ımızı, görür görmez The Vampire Diaries’ten Jeremy Gilbert’e benzettim. Hatta oha Jeremy ne boy atmış filan dedim. Meğer değilmiş 🙂 Gerçi Steven R. McQueen’de bayağı değişmiş. Yaşlanıyoruz arkadaaaaş.

PS: Filmin içerisinde ki; Hiç bir meme, kırık buruna değmez sözü ise gülümsetti.  Elimden geldiğince de, The Kissing Booth konusunundan bahsetmeye çalıştım. The Kissing Booth’un konusu hoşunuza gittiyse, bir şans verin derim.

You May Also Like