Kendinizi her zaman aç hissediyorsanız bir sorun vardır. Belirli bir süre yemek yememe rağmen, doyum konusunda sorunlar yaşıyordum. Akla ilk gelen sağlık sorunları; insülin direnci ve tiroidler oluyor. Aslına bakarsanız, bu seçenekler doğru olsa da sorun belki de yaşam şekliniz ile alakalıdır. Benim için seçeneklerden ikincisi çıktı. Kendinizi her zaman aç hissediyorsanız, doktorunuza danışın ama önce hayat tarzınızı bir gözden geçirin. 

Kaliteli bir uykunun önemi yıllardır vurgulanır durur. Günde minimum 6 saat uyuyun, karanlık bir oda da yatın, uyku kalitenizi arttırmak için egzersizler yapın vb. Böyle yazınca bunları tiye alacakmışım gibi gelebilir ama hepsi doğru ve yapmanız gereken şeyler. Amerikan Kalp Birliği 2016 yılında yaptığı araştırmaya göre; uyku düzeni olmayan, gerektiği kadar uyumayan bireylerin yemek yemeğe daha meyilli olduğu ortaya çıkmış. Sebebi ise; iştahınızı düzenleyen hormonların yeterli kadar salgılanmaması, seviyelerinin bozulmasıymış. Gün içerisinde daha fazla ayakta kalacağınız için; daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacaksınız. Bu ihtiyacınız özellikle gece geç saatlerde olursa da; tercihiniz pek sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Zaten bu gibi durumlarda, Ghrelin denilen açlığı uyaran hormonun salınımı artıyormuş. Bu da sizi yemek yemeğe teşvik ediyor. Tam zıttı göreve sahip olan; Leptin hormonu da azalır. Leptin’in görevi beyninizde ki açlığı kontrol eden kısmı etkileyen bir hormondur. Bu hormonumunuz piyasada da oldukça popülerdir. Leptin diyeti falan diye konu başlıklarıyla karşılaşabilirsiniz. 

Kendinizi her zaman aç hissetme konusunda beni şaşırtan bir durum ise kesinlikle; shakeler. Popüler dergilere, sitelere veya sosyal medya sayfalarına baktığınız zaman değişik değişik smoothie tarifleriyle filan karşılaşabilirsiniz. İşte lif kaynağı, zayıflatıcı, detoks vb. gibi özelliklerini sıralayıp dururlar. Bu bahsedilen özellikler doğru olsa da; beslenme planınıza ekleyeceğiniz bu smoothiler bir besin yerini tutmaz. Katı besinlerin sindirim süreleri daha uzun olduğundan sizi tok hissettirme oranları bu arkadaşlara göre daha fazladır. Detoks olarak kısa süreli bu tarzda beslenilse de, normal beslenme düzeninizde sıvıyla beslenme anlayışını; ” ana öğün ” yerine koymayın. 

Bunun bir tersi de; yeterli kadar beslenmemekdir. Mesela sabah kahvaltısı yapmayı seven biri değilimdir. Yapmaya başlayıp rutine oturttuğumda ise, beslenme düzenimin daha sağlıklı bir hal aldığını fark etmişimdir. Araştırmalar da; atlanılan kahvaltının gün içerisinde şeker tüketimini arttırdığını tespit etmiş. Yani siz kahvaltı yapmadığınızda, şeker oranı yüksek yiyeceklere merhaba diyorsunuz. Bakıyorumda; bende saat 10:30-11 gibi en azından bir çikolata yiyordum. Ne yapıyoruz ? Kahvaltıyı veya diğer ana yemeklerimizi atlamıyoruz.

Başka ne yapıyoruz ? Soda ve gazlı içeceklere veda ediyoruz. Peki neden ? Yale Üniversitesi derki; siz bu arkadaşları içtiğiniz zaman yüksek miktarda fruktoz tüketiyorsunuz. Fruktozda beynimizde ki leptin hormonunun çalışmasını bozuyor. Bir bakıma bloke ediyor ve sizde bolca yemeğe saldırıyorsunuz. Zaten cola gibi içecekleri kilo vermeyi düşünüyorsanız hayatınızdan çıkarmanız lazım. Aynı şey maalesef sodalar içinde geçerli. Zaten gün içerisinde 2 şişe sodadan fazla tüketmek, sağlığınız için zararlı bir gerçek. Bir dönem colayı bırakmak için kendimi sodaya vermiştim. Bu arkadaşın da zararlı olduğunu öğrenince, dünyam yıkılmıştı. Yapacak tek bir şey var; bol bol su tüketmek.

Tekrar kahvaltı konusunda vurgu yapacak olursak, kahvaltı da tükteceğiniz öğünü büyük tutabilirsiniz. Cambridge Üniversite kahvaltının önemi hakkında bir araştırma yapmış. Bu araştırmada ki bulgulara göre; kahvaltıda 300 kalori alan 500 kalori alanlara göre daha fazla kilo almışlar. Yani kahvaltınız ne kadar kısır geçerse, gün içerisinde yiyeceğiniz besinler sizin kilo almanıza etki ediyor. Gün içerisinde daha fazla kaçamak ve atıştırmalıklara bulaşıyorsunuz. Maalesef bu atıştırmalıklarda pek sağlıklı tercihler olmuyor. Onun için gün boyunca en sağlam öğününüz kahvaltı olabilir. Komple bir kahvaltı, gün içerisinde ki insülin değişimlerini minimuma indiriyormuş. Bunu ben değil Cambridge’li bilim adamları söylüyor.

Kahvaltının öneminden bir kez daha bahsettikten sonra gelelim, yeşilliklere. Bir diyetisyene gittiğiniz zaman genelde size; sınırsız yeşillik yeme hakkı tanırlar. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü ? Çünkü yeşillikler, K vitamini konusunda zengindirler. K vitaminleri de; insülin hormonunu düzenler. Eee sağlıklı ve düzgün bir insülin hormonu da, sizin kendinizi her zaman aç hissetmenizi engeller. 

Yeşillikleri serbest bıraktık, sodayı yasakladık o zaman bir içecek tavsiyesinde bulunalım. Ülkemizde en çok tüketilen içecek sanırım; çaydır. Bildiğiniz çay kültürümüz vardır. Evet, Starbucks karton bardaklarımız ile gezmeyi sevsekte, siyah çaya yeteri kadar önem vermeniz gerekmektedir. Kahve içmeyi azaltıp, siyah çay tüketimimizi arttırabiliriz. Amerikan Beslenme Koleji’nde yayınlanan en son bir araştırmaya göre, yüksek karbonhidratlı bir öğünden sonra siyah çay tüketimi, kan şekeri oranını %10 oranında düşürdüğü ortaya çıkmış. Yani ne yapıyoruz ? Siyah çaya dadanıyoruz. USLA’da benzer açıklamada bulunmuş. Bağırsakları da çalıştırdığından kilo vermenize yardımcı olabilirmiş. Kısacası bir taşla iki kuş vuruyoruz.

Vücudumuz ve hormonlarımız oldukça ilginçtir. Mesela sizin açlık dediğiniz şey belki de susuzluktur. Beyinde açlığı ve susuzluk konusunda yetkili olan abimiz, hipotalamus size karışık sinyaller yollayabilir. Siz aslında susamışsınızdır ama gidip yemek yiyebilirsiniz. Bu hataya düşmemek için; kendinizi aç hissettiğinizde öncelikle bir bardak su için. Baktınız su sizi kesmiyor o zaman üstüne bir yemek gömün. Benzer durum yemek sonrası içinde geçerlidir. 

Evet arkadaşlar, kendinizi her zaman aç hissediyorsanız doktora gitmeden önce yaşam şeklinize bir çeki düzen verin. Baktınız hala sorunlar devam ediyor o zaman doktorunuzun yolunu tutabilirsiniz.

Hi guys ! Spor ile uğraşan biri olarak, en büyük sorunsallarımdan biri; spor kıyafetlerini ne sıklıkla yıkamalı mevzusu. Her fiziksel aktiviteden sonra kullandığınız ürünleri yıkarsanız, yıpranma ve ömrünü yeme gibi bir durum söz konusu olabiliyor. Bunun önüne geçmek için bir kaç farklı kıyafetiniz olması gerekiyor. Yani spora başlıyorsanız, spor için kullanacağınız t-shirt 1 veya 2 olmasın. Bu rakamı biraz arttırmanızı tavsiye ediyorum. Bazı durumlarda ise bu bile işe yaramıyor. Çünkü cardio ve antrenman olarak iki farklı zaman diliminde günü böldüğünüzde; 2 t-shirt, 2 şort vb. değiştirmeniz gerekiyor. Total body idmanlarında, t-shirt değişimi için soyunma odasının yolunu tuttuğumu bile hatırlıyorum. Neyse efendim, bunları geçiyoruz ve yıkama mevzusuna geliyoruz.

Bazen idmandan idmana, kullandığınız kıyafetlerde ter miktarı farklılık gösterebilir. Bir idmanınızda sırılsıklam olan bir t-shirt, diğer idmanda nemli kalabilir. Peki nemli kalan kıyafetlerinizi, idman sonra yıkamak zorunda mıyız ? Aksine kurutup, bir daha ki idmanda giysek sorun olur mu ? Eliniz ile sıcak suda yıkayabilirsiniz, bu bakterilerin ölmesini sağlayacaktır. Yok ben bununla uğraşmak istemiyorum diyorsanız ve yıkamama konusunda kararlıysanız; güneş ışınlarında kurutmanızdır. Güneş ışınları bakterilerin yok edilmesinde aktif rol oynarlar. Fakat spor boxer veya kadınlar için spor sütyen gibi ürünlerde, riske atmamanızı tavsiye ederim. Erkekler içinse özellikle boxerların sık sık yıkanması gerekmektedir. Aktif spor yaparken, boxer masrafımın arttığı da bir gerçek. Büyük ihtimal sizlerde bu durum ile karşılaşacaksınız. Benden bir tavsiye ise; spor salonunda normal boxer giyecekseniz, kaliteli yani pahalı boxerlarınızı kullanmayın. Ömrünü kısaltırsınız arkadaşlar 🙂 Bu konuda oldukça dertli biriyim.

Spor kıyafetlerini ne sıklıkla yıkamalı sorunsalını böylelikle çözdüğümüzü varsayıyorum. Her idman sonrasında yıkamayı düşünenlerdenseniz de; çamaşır deterjanlarını abartmanıza gerek yok. Kısa programla yıkamanız yeterlidir. Bu dediğim nemli olan spor kıyafetleriniz için geçerli olduğunu unutmayın.