İngiltere’ye gelmeden önce amacım 2 günde 1 bloga yazıp güncel tutmaktı. Maalesef bunu gerçekleştiremiyorum ve bu beni açıkcası sinir ediyor. Anlatacak, bahsedecek o kadar çok şey var ki. Eve gidince kesinlikle bunu yazmalısın diyorum ama gerçekleştiremiyorum. Böylelikle size yazmak istediğim konular birikiyor hatta unutuluyor.

Bu yazım biraz ” ondan bundan ” olacak. Yani karman çorman bir yazıyla karşı karşıyasınız. Aklıma gelen birbirinden bağımsız olayları sizlere anlatacağım.

İlk bahsetmek istediğim gece hayatı. Şimdi sevgili arkadaşlar burada bildiğim kadarıyla ( ki yanlışta olabilir ) hafta içi clublar 02:00’e kadar açık. Hafta sonu ise bu saatler daha da uzuyor. Ülkemizde ki gibi alkol alma saati diye bir olay yok. Misal sainsbury’s ten açık olduğu sürece alkol alabilirsiniz. Bu da gece 23:00 oluyor. Belki yaşınızı kontrol etmek için ID kartınızı görmek isteyebilirler ki bu benim başıma hiç gelmedi. Onun dışında açık olan ve alkol satan yerlerden de temin edebilirsiniz. Misal bizim Alice house’un yanında bir hacı var adam gece 02:00’e kadar filan açık oluyor, gidip alabiliyorsunuz.

Gece hayatından devam etmek gerekirse, bedava girişli clublarda mevcut ücretli olanlarda. Bakarsanız Türkiye’ye benziyor. Hatta ücretli olup mekan boşsa, sizi içeri davet ediyorlar. Amaaaan bu mekan dolmaz dediğiniz yerlerin kapısında 1 saat sonrasında kuyruk olabiliyor. O zaman sövüp geçin arkadaşlar. Çünkü sıraya girseniz bile, içeri ulaşmanız oldukça zor.

İçki fiyatları mekandan mekana göre değişiyor. Burada ilginç olan şey ise; bir mekanda pahalı olan içki başka mekanda ucuz olabiliyor. Bir de bu durumun tam tersi mevcut. Ucuz içki diğer mekanda pahalı olabiliyor.

Oxford’da daha karşılaşmasam da bazı mekanlarda kıyafet veya dam zorunluluğu olabiliyor. Ayrıca bazı partiler özel oluyor ve sizi de almayabiliyorlar. Bu kısım tamamen duyumlardan ibaret, Oxford için geçerli değil. Oxford’da damsız ID kartımla şuana dek bir çok club gezebildim. İnşallah bu böyle devam eder.

Bizde alışık olduğumuz içeri gir, otur, garson siparişi alsın ve getirsin mantığı her yerde yok. Pub anlayışı olan mekanlarda siz gidip siparişi veriyorsunuz ve parasını ödüyorsunuz. Sonradan adamlar size siparişinizi getiriyor.

Restraunrantlarda ise tuhaf bir uygulama mevcut. Lüks olmasına filan gerek yok, içeri girdikten sonra kaç kişiyseniz sayıyı söyleyip boş masa istiyorsunuz. Sizi onlar yerleştiriyor. ” aaa şurası boş, güzel oturalım ” mantığı mevcut değil.

Şehrin caddelerinde koşan insanları görebilirsiniz. Hava kaç derece olursa olsun yadırgamayın. Şahsen bugün hava 4 dereceydi ve bende bu koşan tayfa içindeydim.

Evsizlerle karşılaşabilirsiniz. Onlarla oturup sohbet edebilir, yemek verebilir yada para yardımında bulunabilirsiniz. Bizim ülkemizde ki gibi sizi rahatsız etmezler. Para isteyende çok muhtaçsa yada rahatsız etmeyecek bir ses tonuyla oturduğu yerden söyler. Peşinize takılıp ” abi 1 lira ver ” muhabbetine girmez. Tedirgin olmanıza gerek yok.

Alkol alan yabancıdan ise korkun arkadaşlar. Evsizden değil ama bunlardan korkun. Bizim ülkemizde ” sen benim kim olduğumu biliyor musun ” vardır. Bunlar azıyla içmiyor. Hani cidden sapıtıyorlar. Başınız belaya girmesin boş verin.

Bir diğer salaklık ise, mcdonalds, burger king gibi yerlerde. Şimdi bu yerleri insanlar tuvaletleri için kullanıyor. Bu olay evrensel bir şey. Ülkemizde de var, ” abi ben sıkıştım bir burger’a gidip geliyorum ”. Bunu yapmayanımız var mı ? Sanmıyorum. Burada belli bir saatten sonra tuvaletler kapanıyor. İsterseniz menü söyleyin isterseniz söylemeyin bu böyle. Ve gerçekten gerizekalıcı bir uygulama. Esefle kınıyorum.

Sonuç;

  • O kadar şey yazdık, bu sefer sonucu siz çıkarın

You May Also Like