İngiltere yolculuğunuza start verdiniz. Havalimanına indiniz, Oxford’a geldiniz ve kalacağınız yere yerleştiniz. İyi kötü ilk günlerinizi atlattınız ki ilk haftadan kesin gece hayatına akmanızı öneririm. Dil okulunda olduğunuz için bu pek zor olmayacağını düşünüyorum. Çekinebilirsiniz edebilirsiniz ama gerçekten bu konuda rahat olun. Haa misal koreliler filan kendi içlerinde bir gruplaşmaları var daha doğrusu illa her millet birbirleriyle daha yakın oluyorlar. O, Türklerle konuşma öğütleri filan yalan, illa ki diğer milletlerde kendi aralarında bunun benzerlerini diyorlardır.

İşin güzel tarafı aslında başka milletler grubunun içine dahil olabilmek. Yani orada kafalayacağınız 1-2 kişi sizi kendi grubunun etkinliklerine, buluşmalarına, organizasyonlarına davet edecektir. Bu da sosyalleşmek için harika bir bilet. Bu konuda İspanyollar ( çok ses çıkarsalar da ) ideal bir toplum diyebilirim. Adamlar gerçekten sıcak kanlı fakat kırmızı çizgilerine dikkat etmenizi öneririm. ( İspanyollar dediğime bakmayın, meksika, portekiz, brezilyalı, uruguay, kolombiya vb gidiyor ). Tabi bu güney amerikalıların kafa biraz daha farklı olabiliyor, onu da söyleyeyim.

Peki neden kulübe gitmeniz gerekiyor ? Cevap çok basit; etrafta ingilizler geneli üniversite öğrencisi veya sizin gibi farklı dil okullarından insanlar var. Eee alkol olduğundan hem sizin özgüveniniz daha da artıyor hemde karşı taraf daha rahat oluyor.

İkinci sosyalleşmek için yapmanız gereken şey; kesinlikle okulun sosyal etkinlikleri ve study hublar. Mesela speaking clubler var. Haftanın belli günleri 1 saat filan bir konu üzerinde konuşuyorsunuz. Benim en büyük pişmanlıklarımdan biridir buna gerekli önemi vermemek. Sebebi de; ne konuşacağım, nasıl kendimi ifade edeceğim gibi saçma sapan düşüncelere dalmamdı. Halbuki gözlemlerime göre; düşündüğümden oldukça kolay ve topu size atıp bırakmıyorlar. Öyle konferansta sunum yapar gibi de çıkıp konuşmuyorsunuz 1 cümle 2 cümle artık ne kadar konuşabiliyorsanız konuşuyorsunuz. Zaten katılım çok yoğunda olmuyor 4-5 kişi filan oluyorsunuz. ( bu benim gözlemlediğim sayı değişebilir ).

Eğer kendinizi sınıftaki derslere kaparsanız, speakinginiz gelişmez arkadaşlar. Bu da çıkardığım güzel derslerden biridir. Çünkü derste istediğiniz kadar konuşun, dışarı çıktığınızda ikili ilişkilerde konuştuğunuz dil daha farklı. Yani hep bir standart konuşma şeklinde akmıyor. Normalde bir dili öğrenirken, iki kişinin konuşmasını sıralı verirler. İşte adın soyadın, ne iş yapıyorsun, nereye gidiyorsun bla bla bla. Ama bunlar yetersiz oluyor ve bizim ülkemizde olduğu gibi adamlar İngilizce konuşsa da herkesin konuşma şekli farklı. Özellikle dil okulunda farklı ülkelerden gelen kişileri de düşünürsek, milletin birbirini anlaması zor olabiliyor. Bu şu anlamda güzel bir şey; eğer anlayabiliyorsan demek ki kötü ingilizceye bile ayırt edebiliyorsun demektir.

Elective sınıfımda Lucas diye bir Arjantinli arkadaş vardı. Çocuk gerçekten grammer konusunda filan iyiydi, fakat speaking berbattı. Sonra ben kur atlayınca elective’im filan değişti bir daha aynı sınıfa düştüğümüzü hatırlamıyorum. Fakat dışarıda ortak arkadaşlarla yada okulda illa konuşuyorduk. Konuşuyorduk dediğim ben ondan kaçınıyordum çünkü hiç bir şey anlamıyordum. Hiç unutmam, bir gün bowlinge gitmiştik işte oyunlar vb bitti, saatte o kadar geç değil. Kız ve erkek arkadaşlar karma grubuz bu geldi yanıma bir şeyler diyor bende okey okey diyorum. Ama adamın suratına bakınca hani benden net bir cevap beklediğini anladım. Anladım da içeriği anlamadım. Neyse bunun sınıf arkadaşı geldi, meğer çocuk saat erken bir şeyler içelim mi diyormuş. O gün seni geçiştirdiğim için özür dilerim Lucas :p

Hazır anlama, anlamama mevzusuna gelirsek, şimdi bu olay bir bakıma önemli. Bazı hocalar genellikle yer değiştirtiyor, böylelikle partneriniz habire değişiyor. Yada ders içerisinde akan bir çark gibi değişip duruyorsunuz siz yine de anladığınız ve anlaşabildiğiniz bir yabancının yanına oturun. Genelde alıştırmalar iki kişi speaking olarak yapıldığından, karşınızdakini anlayabilmeniz oldukça işinize yarıyor. İki Türk’ü yan yana oturtanda var oturtmayanda bunu da aklınızda bulundurun.

Yer mi bilmiyorum ama, tek başınıza publara takılın. Yer mi diyorum çünkü her baba yiğidin en başta yapabileceği bir şey değil. Yine gözlemlerimden şunu fark ettim; iş çıkışı git pub a iç biranı evine git. Adamların sosyal hayatı genelde böyle. Tabi spor mpor filan var ama adamlarda pub kültürü bizimkilerden çok farklı. Haa gittiğiniz pubların %90’inde gidip kendi içkinizi filan kendiniz alıyorsunuz. Yemeğinizi kendiniz söylüyorsunuz onlar getiriyor. Öyle Türkiye’de ki gibi değil. Pub olmasa da aklınızda bulunsun, restauranta gittiniz diyelim bizde ki gibi haldur huldur boş bulduğunuz yere oturmayın. Orada illa bir görevli geliyor, kaç kişi olacağınızı soruyor; sırada başkası varsa yada rezerve edilmişse size bilgi veriyor. Hani olurda gider boş diye oturursunuz, sizi acayip bozabilirler. Oturduğunuz gibi kalkıp geri dönebilirsiniz.

Okul etkinlikleriyle alakalı şunu da ekleyeyim; eğer oldu ki bunların genelini yapamıyorsunuz ve geziler filan var. Bu geziler şehirdışı veya kısa mesafe de oluyor ama bulunduğunuz şehri kapsayan gezilerde var. İşte 1 saatlik filan okul gezisi, klise gezisi vb. Onlara da kesinlikle katılın ya bedava oluyor yada çok düşük ücretli oluyor. 3-4 pound filan. Gerçi şuan TL’e vurursak sanırım 20 TL filan ediyor ama olsun. Bu geziler hem güzel yerler görmenizi sağlıyor hemde bir İngiliz tarafından gezdiriliyorsunuz. Adam istediği kadar anlatsın, anlamazsanız anlamayın iyi kötü bir listening alıştırması olur ki bana güvenin illa bir şeyler anlarsınız. Ayrıca geziye katılan diğer öğrencilerle de muhabbet kurmak için bir fırsatınız olur. Bazı öğrenciler bildiğiniz kombine almış gibi tüm etkinliklere katılıyorlardı. Ve kendileri arasında böyle grup filan oluşmuştu.

Neyse efendim, şimdilik benden bu kadar. Gitmişken bu fırsatı iyi değerlendirmenizi öneririm. Bu da benim size altın nasihatımdır.

You May Also Like