İstanbul trafiğinde belki de Türkiye genelinde belli başlı markaların araba modelleri vardır. Artık arabaları nasıl sürmüşlerse halk arasında, o arabayı süren kişi ” psikopat, kurallara uymayan, kazaya sebebiyet verecek vb. ” gibi bir sürü sıfatla tanımlanırlar. Bunların başında İstanbul için konuşmak gerekirse Renault Fluence. Altlarında ki arabaya nasıl güveniyorlar hiç bilmiyorum. Kaç kere bu tiplerle karşılaştım onu da bilmiyorum. Kaderin cilvesidir belki, bugün fluence kullanmak zorunda kaldım.

Arabanın yol tutuşu veya performansı gibi bir değerlendirme yapmak değil amacım. Zaten maksimum 15-20 dakikalık bir işim düştüğü için böyle bir deneyim sahibi oldum. Fakat bu kadar kısa sürede bir şeyi fark ettim ki ilk kısımda dediklerimi doğrulamış oldum. İnsanlar bu arabaya yol veriyor. Gerçekten bu arabaya yol veriyorlar arkadaş. Hani önüme geçmek isteyen bir kaç arabaya yol vermeye kalkıştım yok duruyorlar, benim geçmemi bekliyorlar.

Araba bildiğiniz tehlike üzerinden bir prestij kazanmış. Ne önüme atlayan çıktı nede kıran. Normalde kendi arabamla filan olsam bildiğiniz önüme atlamak için çabalarlar.

Dediğim gibi performans, güven vb. olayını bilmem ama bu araba sırf bu dokunulmazlığından alınabilir. Böyle bir nedenden alınırsa da sanırım dünyada tek olunur. Çünkü bir arabayı alırken belli başlı sebeplerin olur. Yol tutuşu, bagaj hacmi, servis bakım maliyetleri, sorunsuzluk vb.

Yıllarca senin değerini bilememişim Fluence, affet beni.

You May Also Like