Tuttuğunuz takımın bir oyuncusu ezeli rakibinize gittiğinde nasıl hissedersiniz ? Kırılmış ? Terk edilmiş ? İhanete uğramış ? Üzgün ? Yada bunların hepsi ve daha fazlası ? Bazen bu durum hepimizin başına geliyor. Çok değer verdiğiniz, takımınızın futbolcusu rakip takıma imza atıyor. Hemde bu futbolcu sizin için bir bayrak adamı olma yolunda ilerliyorsa canınız daha da acıyor. Rakibinizde ezeli statüsündeyse; olay tam bir Ezel-Eyşan muhabbetine dönüyor. Eee herkes öldürür sevdiğini…

Taraftar açısından bu durum zor olsada, oyuncu içinde zor bir durum olduğu kesin. Taraftarlık daha çok sevgiyle yürürken, oyuncu her ne kadar sizin alt yapınızdan yetişmiş olsa da işin içine para giriyor. Yani paranın olduğu yerde, duygusallıktan ne kadar bahsedilebilir ? Bazı oyuncular farklı kulüplerden daha iyi teklifler ve vaatler alsada transfer olmuyorlar. İşte bu adamlara zaten saygımız ve sevgimiz taraftar olarak daha farklı oluyor. Dünyaca ünlülerden bir örnek vermek gerekirse aklıma direk; Totti geliyor. Şöyle oturup sakin sakin düşündüğümüz zaman bir sürü etken bulabiliriz. Para, hedefler, forma adaleti, taraftar, antrenör ile ilişkiler, takım içi dostluk vb. Genelde ise, rakibe giden oyuncu için; parayı tercih etti yaftası yapıştırılır. Bu doğru olabilir de olmayabilir de. Mesela para içinde bir iki cümle etmek istiyorum. Çoğu bildiğimiz futbolcu milyonlar alıyorlar. Biz düz mantık olarak; 2 Milyon alırken 3 milyonu kabul ettin, sattın gittin bizi, paranın köpeği olmuşsun vb. diye yardırıyoruz. Bizim önümüze bu kadar bir para konsa, kaçımız abi ben armaya aşığım gitmem diyebiliriz ? Bunu gerçekten merak ediyorum. Çok büyük bir karar aşaması bu. Sıradan insanlar, zaten yedi sülalesine yetecek parayı kazanıyor, az kazansın mantığıyla yaklaşabiliyoruz da, işler öyle olmuyor. Neyse bugün size aynı durumu yaşamış iki ünlü futbolcudan bahsedeceğim. İkisi de İngiltere’de Premier ligde oynamış ve şampiyonluk yaşamış futbolcular.

Birisi Tottenham’ın alt yapısından yetişmiş ve kaptanlığını yapmış Sol Campbell. 2001 yılında bedelsiz bir şekilde Arsenal’in yolunu tutan Campbell için söylenenleri bir hayal edin. Belki o dönemi hatırlamıyorsunuzdur fakat iki Londra takımı ve ezeli rakiplerden birine gidiyorsunuz. Hemde eski takımınızın alt yapısından yetişip, kaptanlığa kadar yükselmişsiniz. Campbell sahaya çıktığında insanların elinde; hain pankartları olduğunu hatırlıyorum. Yıllar sonra Campbell ise bu gidişin sebebini para olmadığını açıklamıştı. Sebepleri kulağa oldukça mantıklı geliyordu. Campbell, 2000-2001 yılında Manchester United ile oynadıkları maçın etkili olduğunu dile getirmişti. Ligin ikinci yarısında Manchester United, Tottenham ile oynuyordu ve şampiyon olmak için Tottenham’ı yenmeleri gerekiyordu. Zaten son iki senedir şampiyonlardı ve bir üçüncüsünü kovalıyorlardı. Maç sonunda Manchester United istediği sonuca ulaşmıştı sezonu da şampiyon olarak tamamlıyorlardı. Maç bittiğinde, Manchester’lı oyuncular orta yuvarlakta seviniyorlardı. Campbell, kendisinin de orada eğlenenler arasında olmak istediğini ve artık kazanını izleyenlerden değil, onlardan biri olmak istediğini röportajında dile getiriyordu. Kulübü ile bazı görüşmeler yapmış fakat istediği sonuçlara bir türlü ulaşamamıştı. Tottenham maddi olarak iyi bir durumdaydı fakat şampiyonluk için bir kadro kurma gibi hedefleri yoktu. Aynı tas aynı hamam mantığıyla ilerleyeceklerdi. Sol Campbell ise kariyerini düşünüyordu. Bunun içinde eleştirilmeyi, hain ilan edilmeyi göze alarak Arsenal’e imza attı.

Sol Campbell, Tottenham oyuncusu olduğu yıllar boyunca sadece; İngiliz lig kupasını bir kez kazanmıştı. Arsenal transferi sonrasında ise; 2 kere ligi, 3 İngiliz lig kupasını, 2 kez de İngiliz süper kupasını kazanmayı başardı. Arsenal’in yenilgisiz kazandığı şampiyon takımında da oynuyordu. Yani başarı konusunda gerçekten Arsenal’de başardıkları Tottenham’da başardıklarından kat ve kat fazlaydı. Para bir etken miydi ? Bence Sol Campbell için etken olsa bile, başardıklarının yanında hiç kalır.

Tottenham taraftarları gözünde ise sadece bir haindi.

Arsenal nasıl Tottenham için önemli bir oyuncuyu kendi tarafına çektiyse, aradan bir kaç yıl sonra bu sefer aynı şeyi kendileri yaşayacaklardı. Bu sefer kendilerinin alt yapısından yetişmiş Ashley Cole yine başka bir Londra takımına imza atacaktı. Chelsea, Arsenal alt yapısından yetişmiş ve bu takımda başarılar kazanmış Ashley Cole‘u 7.400 milyon euroya (transfermrkt verisi ) imza atıyordu. Burada anti parantez, oyuncunun bonservis ile rakibe gitmiş olması. Yani taraftar her ne kadar Ashley Cole‘u da hain ilan etmiş olsada, Arsenal yönetimi bu transferden para kazanmış bulunuyor. Ashley Cole ise bu transfer açıklandığında; kendisinin hep güvenli limanda kaldığını artık yeni maceralar istediğini dile getiriyordu. Olayın para olmadığını söyleyen oyuncunun bu yorumu bana, Campbell kadar inandırıcı gelmiyor. Nedeni ise; kulüp içerisinde yakın olan kişiler Ashley Cole‘un maddi sebeplerden ayrıldığını dile getirmesi. Ashley Arsenal alt yapısından yetiştiği için; bizim ülkemizde olan evlat gözüyle bakılıyordu. Bu sebepten de, takımda ki bir çok oyuncudan daha az kazanıyordu, sözleşme yenileme konusunda da istediği rakamları Arsenal kulübü vermiyordu. Ashley Cole para için takım değiştirdi diyecek olsak bile, bu konuda takım arkadaşlarından daha az kazandığını düşününce ben yine kendisini haklı buluyorum. Ayrıca Chelsea’de oldukça başarılı bir kariyer geçirdi. Kariyerinde ki tek şampiyonlar ligi şampiyonluğunu Chelsea’de yaşadı. Arsenal’de yaşayamadığı İngiliz lig kupa şampiyonluğunu bu takımda yaşadı. Bir kere lig şampiyonu oldu, dört kere İngiliz kupa şampiyonluğu, iki İngiliz süper kupa şampiyonluğunun yanı sıra yine kariyerinde tek olan Avrupa Ligi kupasını kazandı. Yani kariyer ve maddi kazanç olarak Arsenal’den kat ve katını kazandı.

Dediğim gibi; ezeli rakibe gitmek taraftarların canını acıtıyor olsada, hepsinin arkasında bir de oyuncunun hikayesi mevcut.

You May Also Like