Herkese merhaba. Ülkemizde son yıllarda Under Armour markasının girişi oldu ki baya da başarılı reklam süreci gerçekleştirdiler. Yurtdışında bir çok meşhur sporcuya sponsor olarak güzel bir algı yarattılar. Ülkemizde de belli başlı sporcuların sponsorluklarını gerçekleştiriyorlar. Aklıma ilk gelen Filenin Sultanlarından Hande Baladın oluyor. Tabi bu markanın ülkemizde popülerleşmesiyle benimde dikkatimi çekti ve bir kaç ürününü satın aldım. Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim; Türkiye fiyatları gereksiz derecede pahalı. Haa doların ve euronun alıp başını gittiği, hayatımızda en ufak şeylerin pahalılıktan yıkıldığı da bir gerçek. Fakat bu günlere gelmeden öncede Under Armour Türkiye olarak fiyatlandırması normalin üstündeydi.

İlk aldığım ayakkabısı Under Armour charged bandit 5 modeli olmuştu. Ayakkabıyı günlük hayatta ve sahil yürüyüşlerinde sık sık kullandım, rahatlığı ve dayanıklığı konusunda bir sıkıntı yaşatmadı. Markanın çok üst düzey bir ayakkabısı filan değildi; 600 lira civarında bir fiyatı mevcuttu. Şuan piyasada mevcut mu veya güncel fiyatı konusunda bilgim yok. Günlük kullanım için tatmin edici bir ürün. Tek olumsuz yanı ki; ayakkabının iç arka kısmının yavaş yavaş deforme olması. Genelde de bu her markada oluyor.

Bir diğer Under Armour ürünüm ise yine bir ayakkabıydı. Bu sefer ise spor dalı olarak basketbol ayakkabısı tecrübem oldu. Under Armor spawn 2 modelini sadece salonda kullandım. Gittiğim spor salonunda basketbol sahası olduğu için ayakkabıyı asıl işlevi konusunda da deneyimleme fırsatım oldu. Bilek kavrayışı ve yere inerken ki darbe hissi olarak oldukça tatmin ediyor. Ayrıca boks idmanlarımda uzun süre kullandım ve ayakkabı taş gibi. Charged Bandit 5′e göre daha kaliteli hissi uyandırıyor. Yürüyüş ve koşu olarak ise kullanacağınız bir ürün değil.

Hazır spor salonu filan demişken bir diğer kullandığım ürünü ise; Under Armour antrenman eldiveni oldu. Şimdi burada bu ürünü alırken çok iyi bir beklentiniz olmaması lazım. Sonuçta Harbinger bir eldiven almıyorsunuz, Adidas veya Nike’ın fitness eldivenleri klasmanında bir ürün alıyorsunuz. Ağır idmanlarda avuç içinizin zarar görmemesi imkansız. Yine de hafif idmanlar için sizi tatmin edebilir.

Gelelim Under Armour sweatshirtlerine; spor için değil ama günlük kullanım için olan modeller tam kışlık. Ürünleri oldukça sizi sıcak tutuyor. Spor için olan ürünlerinden ( Fleece vb. ) Nike a göre daha kalitesiz olduğunu düşünüyorum. Görüntü olarak ise daha hoş bir görüntü sergiliyorlar. Yine günlük giyim için sportstyle Terry tarzında sweetshirtlerini ise tavsiye etmiyorum. Yani rahat mı ? Rahat fakat mağazadan alınmasa sahte diyebilirsiniz.

En son hediye olarak Under Armour’un Perimeter şortu geldi. Merak edip, ürünün fiyatını araştırdım ve 360 TL gibi bir rakam gördüm. Şimdi bu şortlar warm teknolojileri yok ise benim için çoğu aynı. Ve 360 TL bu ürüne vereceğime Jordan’ın daha güzel şortları mevcut. Yani konu başında ki fiyatlandırmadan bahsetmek istediğim şeyde bir bakıma buydu. Bazı ürünler gerçekten saçma fiyatlara sahip.

Kısa taytları ise Adidas’ın ki gibi rahat. Nike’ın kileri bu konuda pek beğenmiyorum fakat Adidas ile kapışabilecek seviyedeler. Şort altına kısa tayt alacaksanız düşünün derim.

Şapkaları ise; klasik bildiğiniz şapka onun için pek bir yorum yapmıyorum. 100 lira civarında bir fiyata satılıyor, rakipleriyle kıyasladığınızda normal bir fiyatta.

Under Armour‘un en nefrettiğim özelliği ise ürünleri filan değil. Kesinlikle ama kesinlikle; Under Armour çocuk muhabbeti. Şimdi siz gidip Under Armour’u internette arattığınızda haliyle algoritma size Under Armour ürünlerinin reklamını yapıyor. Fakat benim karşıma habire Under Armor çocukları çıkıyor. Boşu boşuna Under Armour çocuk ürünleri girip girip duruyorum. Onun dışında markanın fiyatlandırma politikası dışında pek bir sıkıntısı mevcut değil.

Konunun başlığında tatava yapmadım ve direk olarak yazdım. Bugün sizlerle Fomo nedir, ne değildir hakkında konuşacağız. Ne olduğunu bilmiyorsanız öğrenmiş olun ki, yarın bir gün bunu biri size sorarsa küfür filan sanmayın. İngilizce açılımı Fear of Missing Out olan bu kelimenin anlamı oldukça açıklayıcı. Laga luga yapmadan; olan biteni kaçırma korkusu olarak çevirebiliriz. Böyle bir şey mi olur arkadaş diyebilirsiniz ki haklısınız ama günümüzde gerçekten böyle bir korku var. Kelime 2013 yılında Oxford sözlüğe bile girmiş.

İnternetin günümüzde yaygınlaşması, sosyal medyaların hayatımızın içine bodoslama girmesi derken insanlarda FOMO denilen şey ortaya çıkmış. Hissediyorum Mahmut’lar kesin halı saha atıyor veya acaba gündemde kaçırdığım bir şey var mı diye kendinizi boşa gerdiğiniz bir durum söz konusu. 90’lara veya 2000’lerin başına gidecek olursak FOMO diye bir şey hayatımıza bu kadar girmemişti, belki de yoktu. Günümüzde dünyanın bir ucunda ki olaylardan anında haberdar olabiliyoruz, videolarını izleyebiliyoruz veya yazışabiliyoruz. 90’larda böyle bir imkan var mıydı ki ? Yada daha geriye gidelim 70’ler 80’lerde telefonun olacak, santrale bağlanacaksın falan filan uzun işler. Fakat şimdi çoğumuzun elinde cep telefonu, tabletler veya bilgisayarlar ile dünyanın bir çok yerinde olan biteni anında öğrenebiliyoruz.

Yok abi ne dünyası bana etrafımda kiler yeter diyorsanız, o da kabulümüz. Yağmur’un yeni sevgilisine bakmak, Halil’in paylaştığı story’i kaçırmamak sizde bir bağımlılık halini almışsa siz artık FOMO olmuş olabilirsiniz.

İngiltere’de iken bir tane Çin’li kız vardı, sanırım hayatımda gördüğüm en ağır FOMO oydu. Tabi biz o zaman genciz, FOMO MOBO bilmiyoruz, deli lan bu diyerek geçiyorduk. Ne zaman kendisini görsem elinde telefonuyla takılırdı. Dersleri dinlemez, telefon elinde uğraşıp dururdu. İlk başlarda hocalar bu duruma izin vermemeye çalışıyordu hatta elinden telefonu alıyorlardı filan ama baktılar bu bir çözüm değil çünkü arkadaş kendisini yerlere atıp titremeye, bağırmaya filan başlıyordu.

FOMO denilen bu rahatsızlığın kurtuluşu yok mu ? İnternette aratıyorsanız size söyleyecekleri şeyler belli arkadaşlar. Hani burada Amerika’yı tekrardan keşfetmiyoruz. Senin telefon, bilgisayar vb. ile etrafında olan biteni merak etme / dayanamama huyun varsa o elinde ki aleti usulca bir kenara bırakacaksın. Bunun başka bir yolu yok, bunun yerine neler yapabilirsin en basiti bir uğraş bulmak olabilir.

Boş vaktinde internet ile uğraşacağına git bir kursa yazıl, evde kitap oku kendine 30 dakika kitap okuyacağım diye söz ver ve bunu yap. Spor salonunun yolunu tut ve spor yaparken telefonunu dolabından çıkarma. Yani bunlar o kadar zor şeyler değil zaten bunları yapamayacak seviyelere geldiysen doğruca doktorun yolunu tut.

Size ne Tuncay’ın yeni buddysinden, Yeliz’in eteğinden. Sosyal medya kullanmayın demiyoruz sadece azaltın. Her mecrada olmak zorunda değilsiniz, zamanınızı geçirecek 1-2 mecra yeterde artar.

Zaten çalışma hayatınıza giriş yapmışsanız, elinizde telefon ile takılıyorsanız büyük sorun var demektir. Patronunuz, yöneticiniz hatta sizinle aynı konumda ki çalışma arkadaşlarınızın gözüne direk batarsınız. Sosyal hayatınız ve mesleki hayatınızın iyiliği için sosyal ağların cılkını çıkarmayın. FOMO olursanız da; annenize babanızın karşısına ben FOMO oldum diye çıkmayın. Valla annenizden terliği yersiniz, babanız ise ne yapar bilemiyorum. Söyleyecekseniz de; kısaltmasını değil uzun halini söyleyin benden size bir dost tavsiyesi 🙂

Neyse arkadaşlar, bugünde sizlerle FOMO’yu ele aldık. Bir başka yazımıza kadar kendinize dikkat edin, FOMO’suz kalın…